24 Şubat 2012 Cuma

25 Nisan 1915 GELİBOLU 18 Mart 1915 Tanrıya şükürler olsun ki Türk zaferlerinden bahis itibariyle günümüz nesline öğretilen ,düşmanın mağrur hayallerle deniz kapısını yenilmez armadasıyla zorlayıp küçücük Nusratın ve yüreği büyük Türk topçusunun çelik iradesine takılıp tarihe gömüldüğü yerdir.Ne yazık ki düşman Türkün bu ateş altındaki cesaretini ve deniz zaferini tam manasıyla kavramamış olacak ki çıkartma harekatına karar verir.Oysa Anadolunun evlatları son kaleleri Çanakkalededir ki düşman eli payi tahta değmesin diye.Hala dillere destandır Enver paşanın taksim mitingi ,milyon katılımdan bahsederler ,13 yaşında çocukların seferberlik büroları önünde yazıcılara Allah aşkına beni de askere alın diye yalvardığından bahsederler.Hakikatende Çanakkale bir devrin ,yetişmiş bir neslin tüm beyin gücünün vatan uğruna kendini namluların önüne atıp yok olduğu tarifi herhangi bir cümle ile anlatılamayacak bir fenomendir.
Düşman maalesef bu yüreğin direnme gücünü,Türk’ün azmini 18 Mart 1915 günü donanmasıyla ,kolay bir zafer kazanma inancıyla tam olarak anlamamış kara harekatıyla dökülen onca kanın sorumlusu olmuştur.
Boğazda 20 tabyamızda mevcut 170 kısa menzilli çoğu eski top namlusu düşmanın mağrur uzun menzilli 270 ad. Büyük çaplı namlusunun ateşini bekler 18 Mart günü.Düşman uzun menzilli toplarıyla Şubattan itibaren başlattığı bombardımanla cesaret buldu.Kahraman tabyalarımız atış menzili dışındaki düşman ateşi karşısında yıkılıyor yanıyor ölüyor ama çok kıymetli cephaneyi harcamamak adına parmağını kımıldatmıyordu.Amiral Carden Londra ya çektiği telgrafta kolay zaferden bahsediyor 2 hafta sonra İstanbulda yapılacak seremoninin ayrıntılarından bahsediyordu.Düşman cesaretle 18 Mart 1915 günü 18 ağır zırhlıyla saat sabah 10:00 da boğazı yarma harekatına başladı.İlk ateş Çanakkaleye 12 mil mesafeden Triumph zırhlısından açıldı.Tüm batarya komutanlarımız askerlerine düşman kısa menzilli toplarımızın atış menziline girene kadar bekle emri veriyor cesaret vermeye çalışıyor Allah Allah sesleri yanan tabyalarımızı inletiyordu.
Saat 12:00 yi bulduğunda Türk ün sessizliği bozulur,bitti denen tabyalar cephe boyunca Bismillah Salvo Bismillah Atış Serbest emirleriyle nefretini düşmana kusar.İlk önce Agamemnon zırhlısı daha sonrada Inflexible kafaları uçurularak Türk adını ebediyete kadar ezberler.Fatih olarak geldikleri Boğaz artık mezarlarıdır.Düşmanın savaş azmi bu anda daha da artar iyice boğaz içine cesurca yürürler.Türk topçusu eldeki her şeyle onlara cehennemi yaşatırken ağır zırhlılarda boğaz kıyılarını hallaç pamuğu gibi süpürmektedir,öğlen vakti savaşın artık kıran kırana kora kor kana kan olduğu vakittir.
Bu esnada Fransız zırhlısı Gaulois aldığı yaralarla saf dışı kalır.Aynı sebeble Bouvet gerisin geri kaçarken küçücük Nusret onun komutanı yzb.Hakkı ve kahraman personelinin döşediği mayınlar devreye girer.Bouvet ebedi istiratgahı boğaza 639 personeliyle beraber gömülür.İmdada gelen Sufren ve Gaulois’i de aynı akibet karşılar.Saat 15:00 da Irresistble ve 10 dk sonra Ocean zırhlıları aynı kaderi paylaşır.Saat 17:30 da Amiral De Robeck kalanları kurtarabilme adına genel emrini yayınlar ‘’ Geri Çekilin’’.
Bu mağlubiyet müthiş bir prestij kaybıydı.Derhal İstanbula ulaşılmalıydı.Koordine kuvvetlerle denizden ve karadan boğazın zorlanması fikri Amiral de Robeck ve Akdeniz sefer kuvveti başkomutanı General Hamilton tarafından dile getirildi ve savaş bakanlığınca kabul görüp derhal hazırlıklara başlandı.
Türk Genelkurmayı da İstanabula müttefik saldırısının devam edeceğini analiz edip Boğaza yeni mayın hatları döşüyor,hasar gören bataryalar onarılıp eldeki imkanlar çerçeçevesinde yeni bataryalar bölgeye sevk ediliyor ,kara birlikleri gönüllü taze birliklerle takviye ediliyordu.
Müttefik planı gereği Fransız filosu Kumkale açıklarında 25 Nisan sabahı 04:30 da yerini alır.Saat 05:15 te bombardımana başlayan filonun eşliğinde Fransız askerleri çıkartma filikalarına binerler.Kumkale sahilindeki Türk birlikleri takım düzeyinde olup sadece keşif gözetleme maksatlı oradadırlar.Asıl savunma tahkimatı sahilden içeridedir.Saat 10:00 da sahile varan Fransızları zayıf bir Türk takımı çiçekle değil elbette sert bir direnişle karşılar.Ruhları şad olsun ,bu direnişi kıran Fransızlar burada kıyı başı tutarken 31.Alayın 3.taburu 3 e 1 sayı dengesine rağmen yetişip Fransızları sahile çakar.Saat 18:00 dolaylarında Kumkale güneyinde bulunan Türk alayı uğraşa dahil olur ,kora kor mücadelerin olduğu esnada koordinasyonsuzluk sebebiyle birliklerimiz kendi tabyalarımızın ateşi altında kalır ,bu talihsizlik müthiş bir zaferi o saat için imkansız kılar.Ancak boğaz boğaza mücadele gece dahil ertesi güne kadar sürer.Düşman sert kayaya çarptığının farkındadır artık.
29.İngiliz Tümenin görevi Gelibolu yarımadasının güney ucu Seddülbahire çıkarma yapmaktır.Aynı plan çerçevesinde 25 Nisan sabahı saat 05:00 da yoğun donanma topçu ateşiyle çıkarma başlayacaktır.Plana göre İngilizler burada kıyı başı tutacak ,Alçıtepeyi ele geçirecek ,Kilitbahir platosunu hakimiyet altına alıp Türk topçu bataryalarını etkisiz hale getireceklerdir.Seddülbahir savunması görevi Türk 9.Tümenine verilmişti.Bölgenin tamamiyle deniz topçusunun ağır ateşine açık olması 9.Tümenin işini oldukça zorlaştırıyordu.Seddülbahir bölgesine yapılacak anfibi harekatın ağırlık merkezinde 26.Piyade alayının 3.taburu vardır.Tabur komutanı Binbaşı Mahmut Sabri Bey geceki hareketlilikten şüpheye düşmüş tahkimatı arttırarak 24 Nisan gecesini uykusuz geçirmişlerdir.Sabah 04:30 da başlarına top mermileri yağmaya başlamıştı bile.Mahmut Sabri bey manzarayı anlatır : ‘’ Teke koyu ile Eskihisarlık arasında pek çok düşman gemisi kıyılarımıza pek yaklaşmış ve durmadan ateş kusmaktaydılar.Seddülbahir sırtları sayısız infilaklarla kaynıyordu.Ateş yoğunluğu ileri hat siperlerimizin üzerine doğrultulmuştu.Taburun kıyılar hattındaki bölüm ve düzenleri müthiş bir ateş silindiri içinde kaybolmuştu.Bu ateş baskısında Teke Koyu ile Ertuğrul koyundaki avcı siperleri zarar görmüş ve ileri hat bölüklerinin tahkimatları iş yapamaz hale gelmişti.’’
Saat 06:00 da öncüler düşman filikalarının kıyıya yöneldiklerini rapor ederler.
Teke koyunun savunmasından 12.Bölük sorumludur.40 büyük İngiliz filikası sahile içi asker dolu olduğu üzre yaklaşır.Türk mevzileri sinir bozucu bir sessizlik içindedir.Bu sessizlik İngilizlerin karaya ayak basmasına kadar devam eder.Belki de gemilerin yaptığı bombardımanın Türk namlularını susturduğunun verdiği güvenle ilk İngiliz postalı kumsala bastığında Türk mitralyözleri ölüm kusmaya başlar.Sadece iki takımdan oluşan 12.bölüğün İngilizlere verdirdiği zayiat korkunçtur.
Ertuğrul koyunun savunmasındanda 10.Bölük sorumludur.Aynı sinir bozucu sessizliği 20 filikayla saat 06:30 da sahile ayak basana kadar İrlanda birlikleri yaşamıştı.İlk postal sahile bastığında Türk ateşi o kadar yoğundu ki çoğu filikadaki askerler toprağa ayak basamadan biçildiler.
İngiliz resmi savaş tarihi bu Türk atış disiplininden övgüyle bahseder.Nereden karaya çıkılmak istense ateşin orada senkronize bir şekilde toplandığından bahsedilir.Bu disiplin onları başka çareler aramaya itmiş ve River Clyde adlı geminin içi seçkin askerlerle dolu olduğu halde karaya oturtulup buradan çıkarma yapılmasına karar vermişlerdi.River Clyde harekatının ciddi sonuçlarını kavrayan biri daha vardır Binbaşı Mahmut Sabri.İngiliz Generali ve yazar Oglander River Clyde çıkarmasını bir cehennemin gökyüzünden boşalması olarak tarif eder.İngiliz ve İrlandalıların kaybı %70 Türk kaybı %40 tır.
Genel Komutan Liman Von Sanders çıkarma yapılabilecek bölgeler sıralamasında Anadolu yakasını öncelikli kıldığı için Azmak dereden Seddülbahire 35 km.lik sahil şeridinin savunulması sadece 9.Tümene bırakılmıştı.Liman Von Sanders düşmanın karaya çıkmasına izin verilip savunma yapılamsını öngörürken 3.Kolordu komutanı Esat paşa düşmanın karaya çıkmasına verilecek müsadenin inisiyatifin düşmanın eline geçeceği anlamına geldiğini savunuyordu.Asıl çıkarmanın Arıburnu ve Seddülbahire olacağınıda tahmin eden Esat paşadır.
Bu 35 km lik sahil şeridine Anzaklar çıkacaktı.(ANZAC Australian and New Zelaand Army Corps).General Hamiltonun planına göre çıkarma baskın tarzında olacak ,bir gün içinde kolordu ayarında birlik karaya çıkartılacak ,bunlar sınırlı sayıdaki Türk birliklerini ezerek tepelere hakim olacak ardından Ecebat doğrultusunda ilerlenip Seddülbahire çıkmış kuvvetler desteklenecekti.Harekatın gece baskın tarzı yapılması planlanmıştı.25 Nisan gecesi saat 01:30 da Anzaklar çıkarma yapacakları Kabatepeye gitmek üzre filikalara bindiler.Sahile 300 mt kalana kadar çekilen filikalar sessizliği sağlama adına bırakıldı,Anzaklar küreklere asılmaya başladılar.Ancak öyle bir kadere gidiyorlardı ki hiç bilmedikleri bir ülkenin denizinin akıntıları onları bir saatlik hevesli kürek çekmeden sonra Kabatepeye değilde Coğrafi şekilleri tamamen farklı Arıburnuna sürükledi.Sarp tepelerin önüne.
Sadece 2 manga Türkün bulunduğu farklı bir kıyıya çıktıklarını fark ettiler ancak çok geçti.Uyumayan iki manga filikaları amansızca biçti.8.Bölük 3.Takımında destek ateşi Anzaklar için geceyi cehenneme çevirdi.Havanın ağarmasıyla beraber Türk topçusunun etkili atışları zayiatı daha da arttırdı.Ancak haklarını teslim etmek gerekirki yürekli düşman Anzaklar cesurca savaşıyorlardı.Arıburnunun dar kıyısında köşe başı tutmayı başardılar.Ancak komutanlarının kendilerine söylediği kıyı başı tuttuktan sonra Türkleri kovalayacakları düz ovalardan eser yoktur.Sarp yamaçlar sık fundalıklar amansız arazi karşılarında amansız bir düşman.
25 Nisan 1915 Çıkarmanın ilk günü
General Birdwood General Hamilton’a bütün birliklerini geri çekmek istediğini amansız bir düşman ve amansız bir coğrafyayla karşı karşıya olduğunu rapor eder.İsteği derhal reddedilir.Hamilton cevaben ‘’ İşin zor kısmını hallettin.Şimdi yapman gereken güvenliği sağlayana dek kazmak ,kazmak ve sadece kazmak’’der.
Kendini dünya yol haritasını çizen devlet ve milletler olarak tanımlayan emperyal ve yenilmez savaş makinası Türkün adının ve milletinin yaşaması adına ölümü Çanakkalede kutsallaştırmasını asla anlayamadı.Gencecik bedenler vatan ve namus uğruna birer birer düşerken ,bu fedakarlığın elbette günümüzde taçlanmasını ümit ediyorlardı.Bu gün yaşadığımız açılım şarlatanlığı bu yüce milletin ,kıtalara uluslara denizlere hakim olan krallara taç giydiren bu milletin ,varoluşunun temeli insanlık tarihiyle yaşıt insanlık kıymetlerinin yüz akı bu milletin tarihinde bir kavmin önünde diz çöküşümüz olarak bir utanç abidesi olarak duracaktır.Yedi düvel atamıza diz çöktüremedide beş bin tarla faresi ,beş bin eli silahlı aşağılık yılan ve o yılanların başı biz istemesekte bize diz çöktürdü.Yazıklar ,yazıklar binler kere yazıklar olsun…..Ey Türk Titre ve Kendine Dön ,Ne Acizsin ne de Mağlup Bu Yüce Irkın kaderi Daim Zafer ,Sadece Zafer ,Düştüğümüz anda Dahi Zafer.
’Efsunlu Kemal’’ Adı ilk kez Çanakkale ile halk arasında yayılan büyük önder Atatürk cephede kumanda ettiği bataryaların en önüne ateş hattına ilk çıkarak kumandası altındaki Mehmetçiği cesaretlendirmesi ile ünlüydü.Aynı cesaret Çanakkalede Mehmetçiği coştururken düşman arasındada hakkında efsaneler doğmasına yol açmıştır.
HC Armstrong ‘un naklettiğine göre(Bozkurt’un yazarı) Çanakkaleden bir anektot:
‘’Karşıdan gördüğümüz üzere yeni kazılmış bir siperin başında duruyordu.Bir İngiliz bataryası o sipere ateş açtı.Toplar tanzim atışı ile mesafeyi ayarladıkça şarapneller bu sipere daha yakın düşmeye başlamıştı.Dürbünle izliyorduk ,o da ne ,sipere atlayacağı yerde durdu ve sigara yaktı.Avcı ateşinide oraya yönelttik,vurulmuyordu.Zaman zaman eline bir tüfek alıp siperden çıkıyor mevzilerimize bizim ateşimiz altında sakin ve telaşsız atışlar yapıyordu.Kendilerine Mehmetçik diyen Türk askeri bundan dolayı ona bir lakap takmış ,Efsunlu Kemal diyorlar ona.Bu isim bizim askerlerin arasındada yayıldı ,her hücüma kalkacak birlik karşı cephe komutanın o kısa boylu beyaz tenli Efsunlu Kemal’mi olup olmadığını soruyor hayır hayır o değil merak etmeyin diyorduk.’’

Tıpkı yaveri ve silah arkadaşı Nuri Conker’e cephe emirlerini verirken göğsündeki saate isabet eden meşhur şarapnel olayından sonra Conker’in eyvah vuruldunuz dediğinde ,yok öyle bir şey derhal emrin gereklerini yerine getiriniz kaybedecek zaman yoktur derkenki sukunet ve cesareti gibi.

Düşman Anafartalar gurubunun metanetini azmini kıramayınca cepheyi kuşatma harekatına girişir.Harekat başarılı olursa Türk kuvvetleri kuşatılacak ikmal yolları kesilen parçalanan birlikler böylelikle imha edilebilecektir.Cephenin sağ tarafı ve Kireçtepe Türk birliklerinin savaşa devam edebilmesi için kilit ve hayati bir noktadır.Kireçtepe ye düşmanın yaptığı güçlü taaruzların mutlaka bertaraf edilip Kireçtepenin elde tutulması hayati öneme sahiptir o gün için.Ancak Kireçtepe ulaşan dar yol düşman gemilerinin 38 lik toplarının kaynattığı bir cehennemdir adeta.Asker yürümekte tereddüt içindedir.Bir anda öndeki avcı siperinin içine atlar ve sorar ; Niçin ilerlemiyorsunuz?Birlik komutanı cevap verir ;Düşman ateşi çok yoğun geçmek imkansız.Tereddütsüz ileri atılır peşimden gelin diyerek ‘’Oradan böyle geçilir ‘’.Yiğitlerde siperde durmaz Allah Allah naralarıyla tozu dumanı alevi yarıp geçen yiğitler Kireçtepeyi takviye ve cesaretle savunmaya devam ederler.

‘’Bombasırtı vakasını anlatamadan geçemiyeceğim.Siperler arasındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak.Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor.İkincidekiler onların yerlerine geçiyor.Fakat ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyormusunuz?Öleni görüyor ,üç dakikaya kadar öleceğini biliyor,hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor,sarsılmak yok.Okumak bilenlerin elinde Kuran cennete girmeye hazırlanıyorlar,bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek ölüme yürüyorlar.Bu Türk’ün ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldi.Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.’’Gazi Mustafa KEMAL
 All The Kings Men 1915 Mayısın son günleri.Cihan harbi tüm şiddetiyle sürmekte.Çanakkaleye dayanan İngiliz ,Fransız ve nice sömürge güçleri dersaadeti işgal ve Rusyaya yardım yolunda Osmanlı ile boğaz boğaza savaşmakta.Türk kendinden beklenmeyen bir direniş gösteriyor ,sömürgelerden getirilip kimlen savaştığının bile farkında olmayan savaşçılar dahi derde davam olmuyor işler kötüye gidiyor.
Gelişen bu kötü durumdan İngiliz kralı V.George’un Sandringham’daki sarayında hizmetli olarak çalışan 147 kişi vazife çıkarır ve krala işlerin kötü gittiği Çanakkalede İngiliz onurunu diriltmek hizmetli olarak başladıkları hayatlarını onurlu askerler olarak bitirmek adına dünyanın gördüğü en centilmen savaşa yada İngilizin tarih boyunca gördüğü en centilmen şövalye düşman Türklere karşı savaşmak istediklerini iletirler.Kralın adamları 54.Tümen 163.Tugay 5.Norfolk Alayına bağlı ‘’Sandringham Bölüğü’’ adıyla Çanakkaleye sevkedilir.
Bölük 11 ağustosta Suvla koyunda yoğun Türk ateşi altında karaya çıkar.Anafartalar olarak anılan alanda İngiliz Tümeni defaeten Türklere taaruzda bulunmuş ancak ağır kayıplarla beraber muzafferiyet sağlayamamıştır.
54.Tümen komutanı general Inglefield 5.Norfolk Alay komutanı Yarbay Sir Horace Beauchamp,Sandringham Bölük komutanı ise Yüzbaşı Beck tir.12 Ağustos günü Türk mevzilerine ormanlık alan üzerinden taaruza kalkıp kendisinden bi daha haber alınamayan yada Çanakkalede meşhur bulutun alıp götürdüğü birlik budur.İngiliz askeri tarihinde kralın adamlarının kaderi halen sır olarak yazar ,resmi askeri tarih Türkleri suçlamaya yöneliktir.Resmi askeri tarih bu birliğin esir düşüp Türklerin hepsinin başlarına birer kurşun sıkarak imha ettğini öne sürer.
Yeni Zelanda Keşif Birliğinden (New Zeland Army Corps) 3.takımından üç asker R.Reichart ,K. Newnes ve J. L. Newman olayı resmi kayıtlarda şu şekilde nakleder; Birkaç yüz kişiden oluştuğunu sandığımız İngiliz Norfolk Alayının bu çökmüş yol ve dere boyunda 60. tepeye doğru ilerlediklerini gördük.60. tepedeki birlikleri takviyeye gider gibiydiler.Söz konusu buluta geldiklerinde tereddütsüz tepeyi kaplayan bulutun içine yürüdüler.Türk tarafından karşı mukavemet gelmediği üzre tepeyi kaplayan bulut geldiği gibi 45 dak içinde havalanarak Trakya istikametinde kayboldu.’’
Norfolk Alayından Teğmen William George ifadesinde der ki; ‘’12 Ağustos 1915 günü Anafartalara karakol dağı eteğinde alay komutanı Albayımız hücum emri verdi.İlerleyip göz gözü görmez bir sise girdiğimizde Türk ateşi öyle bir başladı ki hücüma kaldırdığım maiyetimden bir ben bir de yanımdaki çavuş kaldı.Yüz yarda daha koştuk çavuşta vuruldu ve düştü.30 yarda daha yürüdükten sonra bende vurulup düştüm.Ayağa kalkmaya çalıştığımda bir Türk yakın mesafeden bir kez daha beni vurdu.Kendime geldiğimde hücüm ettiğim Türk siperinin içindeydim.Su ve yiyecek vererek sırtlarında sahra hastanesine götürdüler.Bu centilmen düşmana muamelesinden ötürü teşekkür borçtur.’’
Konuyla ilgili film ,yani Türklerin esir düşenleri tek bir kişi kalmamacasına idam etmesi temasına dayalı film BBC de yayınlandığı ilk gün rekor kırıyor ve 19,7 milyon seyirci izliyor.Türk Genelkurmayı ve Dış işleri hemen devreye giriyor ve Türk centilmenlğine leke sürecek teze tarih bazında karşı tezler ve kayıtlarla cevap veriyor.Türk belgeleri 12-13 Ağustos 1915 Küçük Anafartalarda Türk birliklerine kumanda eden 36.Alay komutanı Binbaşı Münib beyin birliğinin tuttuğu resmi harp ceridesi (Kaydı) ne dayanıyor.Türk Harp ceridesinde ne yazmaktadır; ‘’İngilizlerden geri alınan arazi üzerinde 300 ceset sayılmıştır.Türk kaybı 61 ölü olmak üzre 169 yaralıdır.’’Burdan anlaşılan cephenin bu bölümünde işi bulutun bitirmediği ,kora kor bir mücadele verildiği ve asil düşman Türkün teslim olanın kafasına kurşun sıkmadığıdır.
Küçük Anafartalarda İngilizin bizi teslim olan mağdurlara silah sıkmakla suçlaması ne kadar yanlışsa ,Binbaşı Münib bey ve yiğitlerinin kora kor dişe diş verdikleri mücadeleyi buluta havale etmek o kadar yanlıştır.
Ruhları Şad olsun.
 
KUT-ÜL AMARA ZAFERİNE RAĞMEN KAYBEDİLEN IRAK Alman savaş konseyinin ‘’Yıldırım Savaşı ‘’ teorisinden hareketle ,Alman genelkurmayının beklentileri doğrultusunda Cihad ilan ederek Kafkasya ve Mısır taaruzlarıyla plana destek sağlayan Osmanlının bu bölgelerde ki Müslümanların desteğini alması çok önemli olmasına rağmen gerçekleşmedi.
İngilterenin kanal harekatına cevaben 9 Kasım 1914 te Basraya asker çıkarması tesadüften öte ingiltereyi dünya devleti yapan donanmasının petrol ve akaryakıt ihtiyaçlarını garanti altına almak istemesindendir.Ayrıca İrandaki Abadan rafinerilerindende istifade eden İngilizler Basraya egemen olmakla ıraktaki Osmanlı ordusunun iran üzerine taaruzunada engel olmak istiyorlardı. İngilizlerin tahminlerinin aksine buradaki Türk ordusunda inanç ve cesaret bolca var olduğu halde ne donanım ne asker sayısı nede lojistik imkanlar Irak daki Türk Ordusunun geniş çaplı taaruz harekatları yapmasına imkan vermiyordu.Ancak Almanların İranı Almanya yanına çekmek için verdikleri mücadele ve İngiliz sömürgelerinde yürütülen ‘’İttihad-ı İslam’’ propagandası İngilizleri Türk kuvvetlerini savaş dışı bırakma önceliği getiriyordu.
Basra’nın kaybıyla beraber Türk Genelkurmayı özel harp yöntemini gündeme getiriyor ve ‘’Osmancık Taburu ‘’ adı altında Teşkilat-ı Mahsusa tarafından kurulan gönüllü,seyyar vurucu güçler devreye sokuluyordu.Bu tabur Kasım 1914 sonunda Basra valiliği ve Irak Kumandalığına atanan Süleyman Askeri bey komutasında Bağdata hareket eder.
Bu arada İngiliz ordusu Basra Tahkimatını güçlendirmiş yavaş yavaşda ileri harekatlara başlamıştır.Osmancık taburu cesur işlere imza atmıştır.İrandaki Abadan petrol hatlarının kilometrelerce tahrip edilmesi bunlardan sadece biridir.Ard arda gelen başarılardan hareketle Süleyman Askeri bey sonu hezimetle netilenecek olan Basrayı kurtarma harekatına girişir.Şuaybe de yenilgiye uğrayan Türk kuvvetleri büyük bir savaşçı kaybına uğrar.Kendiside iki ayağından yaralanan Süleyman Askeri Bey bu yükün altında 14 Nisan 1915 te intihar eder.Osmancık Taburu Subaylarından Hamza Osman içinde bulunulan şartları şöyle özetler ; ‘’ Cephanesiz,topsuz,araçsız olmanın yanında elbiseleri parça parça ,gıdasızlıktan iskelete dönmüş vucutlarıyla askerlerimiz genede savaşmaktan ve şehadet şerbeti içmekten kaçınmadılar.’’
Şuaybe de kazandıkları zafer sonucunda İngiliz ordusu kritik bir kararla Dicle boyundan Bağdat nihayi hedef olmak üzere harekata başlar.Çünkü Çanakkale cephesinde içine düştükleri zor durumu hafifletmek adına bağdatın alınmasını büyük bir prestij atağı olarak görmektedirler.
29 Eylül 1915 de İngiliz-Hint ordusu unsurları Bağdatın 160 km güneyindeki Kut-ül Amara ya ulaşır.Genel vali Nixon’ın endişesi Hintli Müslümanların ihanet etmesidir.Bu nedenle General Townshend komutasındaki İngiliz birliklerine süratli taaruz emri verir.İlk temas Bağdata 40 km mesafedeki Selmanpak da olur.Hatta bazı İngiliz birlikleri bağdata 30 km kadar yaklaşabildi ancak sert Türk direniş ve karşı taaruzu nedeniyle ağır kayıplar vererek Kut-ül Amara mevzilerine çekildiler.Bu aceleci hareketlerini Türkler onlara pahallıya maletmiştir.İngiliz başkomutanlığı kesin bir emirle mevzilerin ne şartla olursa olsun terk edilmeyeceğini bildirir.İnisiyatif o beğenmedikleri hakir gördükleri Türklerin elindedir artık.
7 Aralık 1915 ten 29 Nisan 1916 ya kadar General Townshend ve 20 bin askeri yarı daire bir alan içersinde Türk kuşatmasına direnç gösterirler.İngiliz genelkurmayı dehşete kapılmıştır.Önce Çanakkalede Türk direncini kıramamışlar bir de Bağdat başarısızlığı üstüne gelince sömürgelerde Müslüman hareketinden korkmuşlardır.Bu nedenle burada mahsur kalan İngiliz kuvvetlerinin kurtarılması İngilizler için birinci öncelik haline gelmiş Basra daki birlikleri bu maksatla takviye etmeye başlamışlardır.gelen yeni İngiliz birliklerinin maksadı Kuttakileri kurtarmaktır.İngiliz takviye birliklerinin Iraka hereketi üzerine Enver paşa Doğu Anadoludaki 18.Kolordunun Iraka sevkini emreder.18.Kolordunun Komutanı Enver paşanın amcası Halil (Kut) Paşadır.Uğurlanma esnasında Yusuf Kamil Paşanın Halil paşaya hitabı enteresandır ; ‘’ Halil sen Bağdatı kurtaracaksın ama bu yüzden biz Erzurumu kaybedeceğiz.’’.Halil Paşanın bizzat dile getirdiği gibi 18.kolordunun cefakar savaşçıları savaş başlayıp İstanbuldan önce Doğu cephesine sonrada Bağdata geldikleri güne kadar tam 5 bin km yol katetmişlerdir.Gün başına 14 km denk gelen bu zorlu yürüyüşün kahraman neferleri düşmanı gördüğü yerde karşısına dikilmekten asla çekinmemiştir.
 Bu arada Iraktaki Osmanlı komuta konseyi arasında anlaşmazlıklar açığa çıkar.Irak komutanı Nurettin Paşa sayı ve donanım açısından üstün İngiliz kuvvetleri önünde yenilgiden kaçınmak adına kuşatmayı kaldırmak ve geri çekilmek niyetindedir.Halil paşa ise her ne pahasına olursa olsun saldırı taraftarıdır.Bu fikir ayrılıklarının yaşandığı günlerde Iraktaki tüm sivil ve askeri mekanizmanın yöneticisi sıfatıyla Colmar Von Der Goltz yani Goltz Paşa Iraka atanır.Nurettin Paşa görevden uzaklaştırılırken Halil Paşa Dicle gurubu komutanlığına atanır. Halil Paşa ve cesur Türk askerinin hem Kut da sıkışan İngiliz birliklerine hemde yardıma gelen takviye birliklerine yaptığı cesaret sınırlarını aşan saldırılar semeresini verir.5 ay süren çatışmalardan sonra Townshed teslim olur.İngilizler çok ağır zayiatlar vermişlerdir.Kuşatma altındaki General Towshed birliklerinin kaybı 10 bin kurtarmaya gelen birliklerin kaybı resmi olarak 23 bin kişidir.Bizzat Halil paşanın toplattığı İngiliz subay apoletlerinin sayısından saldırıya 30 alayın katıldığı görülür.Halil Paşa daha fazla kan dökülmemesi adına Generale onurlu teslim için görüşmeyi önerir.Görüşme İngilizlerin İsteği üzerine Dicle kıyısında yapılır.İngiliz heyeti Halil paşayı para ile satın almak ister.İki milyon sterlin karşılığı İngiliz birliklerinin çekilişine imkan tanıması istenir Halil paşadan.Paşanın tepkisi çok serttir.Altı patlarını çeker masaya koyar ,onurlu askerler olarak görüşeceklerini zannettiğini söyleyip ünüformalarının onuruna yakışır şekilde davranmalarını tabiri caizse emreder.Ayrıca çariçe II.katerinadan hediye kabul eden Mehmet paşa devrinde olmadıklarını hatırlatır.Böylece 24 Nisan 1916 da 500 ü subay 14500 İngiliz askeri esir alınır.Townshend ve askerleri teslim olurken Türk ordusu Alman Generallerin idaresinde ikinci Süveş kanal harekatını başlatmıştır.Kut zaferi İngiliz tarihlerinde ‘’ Turkish Untender Mercy ‘’ tabiriyle geçer yani ‘’Acımasız Türk İnsafı ‘’. İkinci kanal harekatının temmuzda başarısız olması üzerine İngilizler çok etkili olacak bir ayaklanmayı ‘’Anti Cihad’’ ve Pan Arap propagandasıyla Hicazda Şerif Hüseyin adlı eşkıyanın önderliğinde başlatırlar.Irakı unutmuş gibi gözükmelerine rağmen petrol için bölgeye hakim olmanın öneminin farkında olan İngilizler çanakkaleden çektikleri birlikleri bölgeye sevk ederler.İngilizlerin asker sayısı çanakkaleden gelen birliklerle beraber Türk kuvvetlerinin sayısının dört katına çıktığı gibi donanım ve lojistik açısındanda İngilizler tüm sıklet merkezini bu bölgeye kaydırır. İngilizden daha büyük düşmanı açlıkla mücadele eden Türk kuvvetleri Halil Paşa ve Kazım (Karabekir) beyin komutasında esarete düşmeden düzenli bir şekilde çekilir.24 Şubat 1917 de Kut 11 Mart 1917 de 367 yıllık Türk şehri Bağdat düşer.1917 sonunda düşen Kudüsle beraber bir nevi intikam almışlardır İngilizler.Iraktaki askeri hareketliliğin durduğu bu günlerde Ekim 1918 de Suriye üzerine nihayi saldırı başladığı zaman Iraktaki İngiliz birlikleride kuzeye doğru ilerleyişe geçer.30 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesi imzalandığı vakit Musul ve petrol havzalarının kontrolu hala Osmanlının elindedir.İngilizler buna aldırış dahi etmez ve havzaları işgal ederler.
İngiltere Irak için 100 bini aşkın savaşçı güç seferber etmiştir.Çok ağır şartlar altında kazanılan Türk zaferi Kut-ül Amaranın tarihte hak ettiği şekilde bahsedilmesi unutulmaması unutturulmaması dileğiyle.
  
SÜVEYŞ KANALI HAREKATI Zeki Paşa nın raporu
Kanal harekatı fikri ortaya çıktığı zaman, bölgedeki 4. Ordu'nun kumandanı olan Zeki Paşa saldırının başarısına ilişkin aşağıdaki raporu hazırladı. Ancak bu rapor hiç dikkate almadı. "Süveyş Kanalı 80-100 metre genişliğinde olduğundan buradan büyük savaş gemileri girip çıkabilir. Kanalda boydan boya makaslama makineli tüfek yuvaları var. Tahkimatın gerisinde ona paralel olarak bir tren hattı mevcut ve bunun üzerinde zırhlı trenler hareket edebilir. Susuz Tih sahrasını geçmek için katlanılacak tüm zorluklar, Türk ordusunu İngiliz donanmasının ağır toplarının menzili içine getirecektir. Her tarafta kuvvetli bir düşman direnişiyle karşılaşılacak ve donanmasına güvenen düşman, uzun menzil hattını istediği noktada keserek çöle girebilecek, Türk birliklerini zor duruma düşürebilecektir."
Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'na girdiği ilk günlerden biriydi.Başkumandan Vekili Enver Paşa, Cemal Paşa'yla görüşüyordu. Enver Paşa,önce savaşın gidişatıyla ilgili kısa bir konuşma yaptı ve sonra dedi ki: "Süveyş Kanalı üzerine bir taarruz harekatı yaparak İngilizlerin elindeki Mısır'ı işgal etmek,bu sayede Batı cephesine göndermekte oldukları birçok Hint tümenlerini Mısır'da alıkoymak, Çanakkale'ye bir çıkartma kuvveti göndermelerine mani olmak istiyorum."
Ancak Süveyş Kanalı'na bir askeri harekat yapılması fikrinin sadece Enver Paşa'ya ait olmadığı daha sonra ortaya çıktı. Çünkü Süveyş Kanalı'na yönelik bir saldırı planı daha Osmanlılar savaşa girmeden üç ay önce Berlin'de tasarlanmıştı. Alman orduları Başkomutanı General Von Moltke, 1914 Temmuz'unda Enver Paşa'ya, Mısır'a karşı bir girişimde bulunmanın önemini anlatmıştı. Bunun üzerine Enver Paşa, şam'da bulunan 4. Ordu Komutanı Zeki Paşa'ya Süveyş Kanalı'na saldırı için hazırlık yapılması talimatını vermiş ancak Zeki Paşa böyle bir saldırının başarısız olacağı raporunu İstanbul'a göndermişti. Üstelik Türkiye'deki Alman Islah Heyeti Başkanı Liman Von Sanders de Zeki Paşa gibi düşünüyordu. Gelişmeler Başkomutanın yani Enver Paşa'nın fikirleri doğrultusunda gerçekleşti. Berlin, Liman Von Sanders'i kanal harekatına karşı fikir üretmemesi konusunda uyardı.Ve Kasım 1914'te Osmanlı savaşa girdikten birkaç hafta sonra, Zeki Paşa görevden alınarak yerine Bahriye Nazırı Cemal Paşa, 4. Ordu Komutanı olarak atandı.İlginç bir gelişme de Cemal Paşa'nın Kurmay Başkanlığı'na yapılan atamaydı. Bu görev Alman Yarbay Franz Kress von Kressenstein'a verildi. Yani Almanya harekatın tam göbeğinde olmak istiyordu. Plana göre Almanya'da yaptırılan dubalı botlar, O tarihte tarafsız olan Bulgaristan'dan geçirilecek ve Süveyş Kanalı'nı aşmak için bu botlar kullanılacaktı.Ancak Kanal harekatı için gereken hazırlık henüz yapılamamıştı. Suriye ve Filistin'den geçen yol artık at arabalarının bile hareket edemeyeceği kadar bozuktu. Kanal saldırısını yapacak olan 8. Kolordu üç tümenden oluşuyordu. Asker toplamı 440 subay ve 11 bine yakın erdi. Develerle çöl geçişinde 10 günlük erzak ve su taşınabilecekti.Motorlu taşıt yok denecek kadar az olduğu için cephane veya erzak biterse ikmal olanağı da tam bir muammaydı.Tüm bunlardan daha da önemlisi, telgrafla haberleşme cihazı yada keşif maksatlı uçak zafiyeti mevcuttu. Sadece Kanal'ı geçmek için gereken botlar sağlanmıştı. İngilizler ise kanalın savunmasına büyük önem vermişlerdi. Süveyş Kanalı'nın Port Said'den Kantara'ya kadar olan bölümünde yapay olarak su taşırılarak saldırıya karşı doğal engeller oluşturulmuştu. Çöl tarafından da saldırı yapılması çok zordu. Sadece 70 km uzunluğundaki saha tehdit altındaydı. Bu bölgenin savunması için toplam 25 bin kişilik İngiliz ve dominyon askerlerinden oluşan bir güç ayrılmıştı Ve ek olarak Kahire'de de birer İngiliz ve Avustralya tümeni ile bir de karma Yeni Zellanda tugayı vardı. Bölgede 6 İngiliz, 7 de Fransız uçağı bulunuyordu.Tüm bu koşullara rağmen Türk birlikleri 1 Şubat 1915'e kadar çölü geçtiler ve tahkimata başladılar. 2-3 şubat gecesi ise Kanal harekatı başlamıştı. Ancak İngilizler gafil avlanamadı. Çünkü Fransız keşif uçakları, Sina çölü üzerinde hareket eden kuvvetleri önceden görüp haber vermişlerdi.Kanala botlarını indiren Türk birlikleri hazırlıklı düşman karşısında büyük kayıp verdi.Sadece 600 asker karşı kıyıya geçebildi. Fakat arkadan yardım gelmediği için onlar da bir süre sonra ya öldürüldüler ya da esir edildiler. Cemal Paşa durumu gördüğünde dehşete kapıldı. Kurmay Başkanı Von Kress'in itirazlarına rağmen geri çekilme kararı aldı ve Berşeba'ya kadar çekildi. Ancak Enver Paşa bir yıl sonra, Süveyş Kanalı harekatını bir kez daha gündeme getirdi. Suriye'deki çöl kuvvetlerinin başında Von Kress vardı. Fakat İngilizler artık Mısır'da çok büyük bir güç olmuşlardı. 9 bin kişilik Türk kuvveti tarafından 4 Ağustos 1916'da yeni bir kanal harekatı yapıldı. Ama bu saldırıdan da sonuç alınamadı. Binden fazla asker kayıp verildi. Ertesi gün çekilme başladı.Yavuz yadirgarı Mısır’a kavuşma hayalleri Süveyş kanalının sularında nice evladın kanıyla beraber yitip gitmişti.  
Toplar Gürlüyor ; 1914 ün Eylül ortalarına gelindiğinde öngörüldüğü gibi Alman askeri personel ve malzeme İstanbula geliyor Ordu ve donanma için kilit noktalara tayin ediliyorlardı.Kabinede bu sıralar hala fikir birliği olduğu söylenemez.Sadrazam Sait Halim Paşa ve maliye bakanı Cavit Bey daha savaş zamanı gelmediğini düşünenlerin başında gelir.
Savaşın ilk ayında Osmanlı akıllıca bir hareketle tarafsızlık ilan etti.Bu ilan hem kabinede Alman karşıtı olanları hem de itilaf devletlerini memnun etti.Çünkü boğazlar ticari trafiğe açık olacaktı.Alman tutumu bu ilanla beraber yön değiştirir boğazların kapatılması adına Osmanlıyı savaşa sokma temelli gelişir.
Bir nota vardır ki oda İngilizlerin teslim edilmeyen gemiler (Reşadiye ve Sultan Osman) hakkında İngiliz dışişleri bakanı Sir Edward Gray ın ağzından yazılan ,bunun yarattığı havada savaş dışı durumun devamından yana siyaset yapanların işini oldukça zorlaştırmıştır : Osmanlı devletine gönderdiği notada, özetle, "Osmanlı hükümeti İngiltere'nin gemilere neden el koyduğunu anlayacaktır. İngiliz hükümeti Osmanlı devletinin malî ve öteki kayıplarına çok üzülmektedir ve savaşın sonunda bunun üzerinde durulacaktır" diyordu İngilizler.Bu tutum Almanların ekmeğine yağ sürmüştür.
Alman Akdeniz filosu komutanı Amiral Wilhelm Souchon Berlinden aldığı ‘’İstanbula Gidiniz’’ emriyle Goben ve Breslau (Yavuz ve Midilli ) yu Türk sularına gelirken dahi Osmanlılar kararsızdı.
Almanyayı iki cephede savaş korkusundan Rusyayı zayıflatarak kurtaracak tek devletin Osmanlı olması Kayser için çok önemliydi.Enver Paşanın ‘’Müjde iki çocuğumuz oldu ‘’ diye gelişlerini haber verdiği iki gemiyle beraber Amiral Souchonda Osmanlı donanmasının başına getirildi.Bu gemilerin gelmesi Karadenizde dengeyi sağlamış Rusyanın eski saldırı gücünü azaltmıştır.
Artık Berlin ve Viyana kurmay heyetleri gelecek Osmanlı yardımını daha yüksek sesle telaffuz etmeye başlamışlardır.Galiçyada zor durumda kalan Avusturya GenelKurmay Başkanı Conrad Von Hötzendorff özellikle Odessa ya bir anfibik çıkartma harekatını İstanbuldan istemiştir.Osmanlı genelkurmayında bu harekatla ilgili uzun çalışmalar yapılıp Liman Von Sanders tarafından konu desteklensede harekat uygulamaya konmamıştır.
Wangenheim 13 Eylül tarihli telgrafında Odessa projesini Enver Paşanında desteklediğini ancak Mısır üzerine yürüyecek bir Osmanlı harekatının Alman menfaatlerine daha uygun olduğunu bildirir.Berlin de bunu benimser ve Odessa Çıkartması rafa kaldırılır.
Almanların İstanbuldaki sivil ve Askeri misyonları aracılığıyla savaşa iştirak konusundaki baskıları artarak sürer ,20 Eylül de Wangenheim in Sadrazam Said halim paşaya Osmanlı donanmasının boğazlarda saklanarak hiç olmazsa Ruslara Bayrak gösterir nitelikte Karadenize çıkmamasını korkaklık olarak niteleyecek kadar işi ileri götürür hatta bu manevralar yapılmazsa gemilerin Osmanlı bayrağı taşıdığı halde milli benliklerini kaybetmediğini ve gereğini yapacakları tehdidinde dahi bulunur.
Eylül ayının sonlarında Osmanlının içinde bulunduğu mali kriz zirve noktasına ulaşmıştı.Almanyadan büyük miktarda kredi isteğinde bulunulur Almanya bu mağduriyeti kendi hesabına kullanmaktan çekinmiyecektir.
22 Ekim de Türk harp konseyi Enver paşa başkanlığında savaş planını Almanlara deklere eder.İlk darbe ani olarak Rus donanmasına ve limanlarına vurulacaktır.Kafkasyada savunmaya yönelik bir kara harekatı ve bir ordunun da Mısıra yürümesi plan dahilindedir.Alman harp konseyi Türk planını noktasına kadar kabul eder.
Hükümette hala fikir ayrılıkları yüksek sesle dile getirilmesine rağmen 25 Ekimde Amiral Souchon’a şu yazılı emir verilir.’’Başkomutanlıkça Türk filosunun Karadeniz de manevralara başlaması zorunludur.Rus filosunu arayınız uygunsuz durumlarda hücum yetkiniz vardır.Gizli emir zarfı saldırı zarureti olduğu an açılacaktır.’’Zarfta ki gizli emirde de ‘’Karadenizde Türk üstünlüğü zaruridir ,Rus filo gemilerine uyarısız kesin taaruz ediniz ‘’ yazmaktadır.Amiral savaş sonrası yükümlülüklerinden yada sorumlu tutulmaktan olsa gerek emirleri kayıt altına alır ve karada arşivletir.
27 Ekim 1914 te Türk donanması Amiral Souchon komutasında Karadenize ileri harekata geçer. 29 Ekim Sabah erken saatlerde iyi planlanmış bir senkronizasyonla Yavuz ,Taşoz ve Samsun gemileri Sivastopolü,Midilli Novorosisyk’i ,Muavenet-i Milliye ile Gayret-i Vataniye gemileri ise Odesayı kara bombardımanına tutmuşlardır.Berk-i Satvet ve Peyk-i Şevket gemileride harekata destek vermiştir.Artık fiili olarak tetik çekilmiştir.
Rus gemileri sayıca üstün olmalarına rağmen Yavuz ve Midillinin sürat ve atış gücü avantajı vardı.En hızlı Rus harp gemisinin sürati Yavuzdan 10 mil daha azdır.Deniz savaşında Osmanlı donanmasını idare eden Alman Amiral Souchonun karşısında Rus Amiral Ebergard vardır.Kısa bir keşif harekatının ardından birbirlerini gören gemiler savaş düzenine girerler.Savaş kruvazörü Yavuzun üstün hız ve manevrası ile Drednot öncesi zırhlılarla baş edemeyeceğini bilen Rus Amiral Hat boyunca gemilerini yaymaya çalışır.En önde sancak gemisi Evstafy onun arkasında sırasıyla Zlatoust ,Rostislav,Panteliomon ve Tri-Sviatitelia şeklinde dizilen Rus zırhlıları karşısında Yavuz hızla sancak tarafa dönerek Midillinin desteğinde atış yapabilmek için pozisyon alır.Rus Amiralin çabası Yavuzun ateşini tek noktada toplamaması adınadır.8000 yarda mesafede Ruslar ilk ateşi açar Yavuzun 28 cm lik ağır topları Rus sancak gemisine ateş kusar ,isabet sonucu Rus sancak gemisinde yangın çıkar iki top tareti harap olur.Yavuz Midillinin destek ateşiyle beraber 15 cmlik toplarınıda diğer Rus gemilerine tevcih etmiştir.Ancak Rus topçusuda isabetli atışlar yapmaya başlar alınan isabetlerin cephanelikleri tehdit etmesi üzerine isabetli bir kararla Souchon muharebeyi keser ancak Rus gemileride hasarları yüzünden savaşı kesmeye niyetlidir.Yavuzun gelişiyle Ruslar artık kolay deniz zaferlerini unutacaklardır artık.
Fiili olarak Osmanlı savaşın içindedir artık.
Bundan sonra geçecek savaş yılları ve cepheler Türk milleti için yenilgiler,zaferler,fedakarlıklar,gurur,acılar ve kanla yoğrulmuş bir hikaye yazacaktır.
 
I.Dünya Savaşı ; Tüm Savaşların Anası Bu savaşa günümüz itibariyle bütün savaşların anası demek yanlış bir tanımlama olmaz.II.dünya savaşı da soğuk savaşta bu gün dahi yaşanan bölgesel yada küresel çaplı hakimiyet mücadelerinin temelinde I.dünya savaşı ve savaşı hazırlayan sebepler yatar.
Sömürgecilik politikası uygulayan güçlerin 19.ve 20 yy başındaki durumlarını birbirleriyle karşılaştırırsak gerekli ipucunu yakalıyabiliriz.
Ülke yüzölçümleri ;
İngiltere 94000 Fransa 212,600 Belçika 11800 Hollanda 13200 ve Almanya (1914) 210000 kilometre karedir.
Ülke Nüfusları ;
İngiltere 45,500,000 Fransa 42,000,000 Belçika 8,300,000 Hollanda 8,500,000 ve Almanya (1914) 67,500,000 kişidir.
Sömürge Topraklarının Yüzölçümü ;
İngiltere 13,100,000 km2
Fransa 4,300.000 km2
Belçika 940,000 km2
Hollanda 790,000 km2
Almanya 1,100,000 km2 (1914 yılı)
Sömürge koloni nüfüsları;
İngiltere 470,000,000 kişi
Fransa 65,000,000 kişi
Belçika 13,000,000 kişi
Hollanda 66,000,000 kişi
Almanya 13,000,000 kişi (1914 yılı)

Afrikanın %90’ı,Polinezyanın %98 i ,Asyanın %56 sı,Avustralyanın %100 ü ,Amerikanın %27 si sömürgeci Avrupalı güçlerin elindedir.
Sömürge hammadde ve insan kaynaklarının dağılımında Almanyanın oldukça geride kaldığı görülür.
Fransız ihtilalinin yarattığı ulus devlet modeline o yıllarda en iyi örnekler Almanya ve İtalyadır.Ancak Alman-Fransız uyuşmazlığı savaşa yürüyen yolun temel taşıdır.Alman imparatorluğu Prusyanın öncülüğünde işgal edilen Fransız topraklarında vucut bulmuştu.Germen birliğinin mimarı Prusya Şansölyesi Prens Bismarck Fransanın mutlaka intikam savaşına girişeceğini tahminle Fransanın Avrupa arenasında yalnız bırakılması esasına dayalı bir usta denge politikası uyguluyordu.Fransanın Almanya ile tek başına savaşı göze alması mümkün olmadığına göre ve Avusturya da anlaşmalarla doğal müttefik olduğuna göre Fransanın ittifak yapabileceği iki devlet kalıyordu İngiltere ve Rusya.Bismarck İngiltere ile bir çatışma içine girmekten kaçınarak Fransa ile Rusyanın da ortak düşmana karşı anlaşma zemini bulmalarını engelleme tarzında politikalar izledi.Bismarck politikaları 1890 lı yılların sonuna kadar oldukça uygulanabilir ve yararlı sonuçlar verdi.Almanya bu dönemde sömürgecilikten doğan paylaşım sorunlarını yada çatışmaları Avrupa dışında tutup İngiltere ile çatışmaktan kaçınmış Uzmaşlıklara diplomatik çözümler arayarak bir Fransız-Rus yakınlaşmasının önüne geçmişti.
İngiltere ise bu dönemde Denizde rakipsiz bir güç olarak egemenlik tesis etmek ve Sömürge ticaret yollarını güven altında tutma maksatlı politikalar yürütüyordu.İngiltere mevcut düzenin ,yani dengenin korunmasını çıkarlarına uygun buluyordu yani hiçbir devletin bir kıtada tam egemen olmaması gerekiyor du ki Almanya 1870 den beri bu dengeye aykırı bir büyüme içindeydi.
İlk Alman İmparatoru I.Willhelm ölene kadar (1890) Şansölye Bismarck politikası devam etti.Ancak amcasının yerine Kayser olan II.Willhelm Bismarckı uzaklaştırır.Onun politikalarını korkakça olarak nitelemektedir Kayser.Almanyanın dünya gücü olma zamanıdır ona göre.Hamburgda inşa edilen dev tersaneler İngiliz deniz egemenliğini kırma maksatlı büyük Alman donanması hayallerinin ürünüdür.İkinci Dünya savaşında da bu tersaneler aynı maksatla üretim yapmışlardır.
Kayser II.Willhelm ile beraber açık rekabete dönüşen ilişkilerde Osmanlı devleti ile özellikle ilgilendiler.Osmanlı kullanılarak uzak İngiliz sömürgeleri tehdit altına alınabilirdi.Giderek durumun ve tehdidin farkında olan İngiltere bizzat Rus-Fransız yakınlaşmasını teşvik eder ,aralarındaki pürüzlerin kalkması için arabuluculuk rölü dahi üstlenir.İngiltere 93 savaşından sonra artık Osmanlının ayakta duramıyacağından hareketle genel politika değişikliğine gitmişti.Osmanlı parçalanacaksa bu İngiliz süngüsü ve kılcıyla olmalıydı.
II.Abdülhamidin uyguladığı denge siyaseti ülkeyi batılıların rekabet arenası haline dönüştürmüştü.Avrupada bunlar olurken Irk temelli Alman-Avusturya itifakı ve bunlara gevşek bağlarla bağlanmış bir üçlü blok oluşurken Osmanlının Balkan ve doğu topraklarında yayılma maksdındaki Rusya,çıkar kavgasındaki Fransa ve imparatorluk politikalarını tehdit altında hisseden İngiltere Üçlü İtilafı bloğunu oluşturdular.
Osmanlı ile yapılan pazarlıkların neredeyse en önemli maddesi kapütülasyonlardır.Güçlü zamanlarda yabancılara ihsan olarak verilen ayrıcalıklar son dönem Osmanlı için en büyük kambur ve babadan oğla geçen bir kıymet olmuştur.özellikle 1908-1913 arası ittihat Terakkinin içinde gelişen ekonomik bağımsızlık fikri yönünde bunların kaldırılmasıyla ilgili yoğun gayretler olmuştur.Bunun karşısındaki en büyük muhalif güç İngilteredir.Hemen hemen tüm Batılılar kendi araların daki anlaşmazlıkları bir yana bırakıp bu konuda yani ayrıcalıkların devamı konusun da hemfikir olabilmişlerdir.8 Eylül 1914 te bakanlar kurulu kararıyla tüm ayrıcalıklar ve kapütülasyonlar kaldırılır.9 Eylül 1914 te bu tüm yabancı elçiliklere tebliğ edilir.Türk ve Müslüman halkın üzerindeki tesiri inanılmaz olmuştur ve Liman von Sanders’in anılarına göre ‘’Türkiye Türklerindir’’ sloganı o günlerin en popüler sloganıdır.10 Eylül de İstanbulda bir bayram havası vardır düzenlenen mitingler bando konserleri sevinç nidaları birbirine karışmıştır.Geri dönüşü olmayan yola devam.. 
Talat paşanın Temmuz sonunda diplomatik atakların başarısızlığı ve o bildik ifade olan Osmanlının kağıt üzerinde paylaşımı tamam ve sır olmadığı üzre savaşa girilmese dahi muhtemel itilaf devletleri zaferi zaten Osmanlının sonu olacaktır gibi pek de haksız olmayan düşüncelerle Enver Paşanın fikri çizgisine yaklaşır.Bir an önce merkez devletlerle ittifak taraftarıdır artık o da. İşin tuhafı başta Almanlar isteksizdir.1914 başlarında Baron Von Kressenstein ın raporu art arda 3 savaş ve 1 ihtilalle sarsılan Osmanlıdan bir fayda gelmeyeceği yönündedir.Ancak çatışmalar başladığında ittifak için hevesli olan Almanya olmuştur.Dönemin İstanbul basınına Almanya yanlısı yazılar Alman zaferlerine ve gücüne methiyeler yazılması karşılığında bir servet akıtmıştır Almanlar.
22 Temmuzda Enver Paşa ile görüşmesiniden sonra Alman elçi Wangenheim Berlin’e şu raporu geçer ‘’ İttihat ve Terakki içinde özellikle Fransa ile ittifak yapmak isteyenler var.Talat ,Halil ve Enver bunlara karşıdırlar.Ancak Almanya ittifaka yanaşmazsa mecburen itilaf devletleriyle anlaşmaya mecburlar.Kriz dahada büyürse Türkiye küçük bir devletle ittifak arayışına girecek.Bu Bulgaristan olursa merkez bloğunda olması yani bizim tarafa geçmesi daha kolay olacak.Enver aksi halde Venizelos ile görüşeceğini söyledi.Ben illaki bir ittifaka girmesinin gerekli olmadığını söyledim.(Wangenheim Türkiyenin yükten başka bir fayda sağlamayacağını savaşa fiilen girmese dahi birkaç Rus kolordusunu Kafkasyada tutabileceğini düşünmektedir.)
23 Temmuz ; Wangenheim Berline acil kodlu şu telgrafı geçer ;’’Türkiye resmen merkez güçlerle ittifak talebini yapmıştır.Tüm hasımlarına karşı korunma garantisinin verilemiyeceği kendilerine iletilmiştir.Onlarda sadece Rusya ya karşı tam korunma istendiğini söylediler.’’
Boğazlar ve Doğu Anadolu üzerindeki Rus baskı ve emelleri öyle bir hale gelmiştir ki yılların can düşmanı Rusya korkusu yöneticileri kimle ama kimle olursa olsun ittifaka yöneltmiştir.Tarafsız bir Türkiyenin boğazları bloke etmesi Rus kolordularını Kafkasyada tutması o günler için Alman çıkarlarına daha uygun gibi gözüksede Türk tarafı ittifaka mecburen daha heveslidir.Alman harp kurmayının değerlendirmelerine Kayzer Wilhelm katılmaz o üçlü ittifaka sıcak bakmaktadır bu yönde talimatlar İstanbula Tarabyadaki Wangenheim’a iletilir.
27 Temmuz ;Kayzerin ittifak emri geldikten sonra Alman elçisi Berline telgraf çeker ;’’Kesin emri alınca eskiden beri sadrazama belirttiğim kuşkularımı anlatmaktan vazgeçtim.Liman von Sanders bu konuda bana teminat verdi Alman subaylarının komuta edeceği Türk ordusu hakkındaki fikirlerimi değiştiriyorum.’’
28 Temmuz ;Wangenheim’ın merkeze mesajı ;’’Sadrazam (Sait Halim Paşa) beni çağırdı.Rusyaya karşı gizli bir savunma anlaşması yapılarak Türkiyenin üçlü ittifaka girmesinin mümkün kılınmasını istedi.Alman askeri misyonun burada kalmasını istiyorlar ve ordunun dörtte birinin misyon komutasına verilmesini kabul ettiler.Ancak anlaşmanın kendi bakanlarından ve Berlin sefiri Mahmut Muhtar Paşadan gizli tutulmasını istedilir.’’
İngiltere ile teslim edilmeyen gemiler konusunda yaşanan krizin etkisi Tüerkiyede infial byutunda etkili olmuştur.Kazım Karabekir ‘’İngiltere eğer tarafsızlık anlaşması karşılığı bu gemileri teslim etseydi Almanlarla ittifaka ve Alman gemilerine gerek kalmazdı’’ diye yazar.Almanlar nezdindeki ittifak girişimlerinin gemilerden umudun kesildiği 20 Temmuzdan sonra yapılması Kazım Karabekir Paşayı doğrular niteliktedir.
Bu gemiler modern Türk Donanması yaratılma çabası içinde özellikle Yunanistanla Egede dengeleri sağlayacak hemde Rus tehdidine karşı kullanılacaktı.Sultan Osman zırhlısı 1914 ün Mayıs ayında Reşadiye zırhlısı ise Temmuz ayında teslime hazırdı.Rauf (Orbay ) Beyinde (Hamidiye Kahramanı) bulunduğu 1200 Türk denizcisi nafile bir bekleyişle gemileri alıp Türkiyeye getirecekleri günü İngilterede beklemektedirler.Tam 7,5 milyon altın olan bedellerinin tamamı ödenmiştir.2 Ağustos günü gemilere resmen el konur.Zorla gemilere çıkmak isteyen denizcilerimiz İngiliz askerleriyle karşı karşıya gelir.Rauf Orbay hatıralarında ‘’O gün öfkeden ölmediğime hala şaşırım’’der. 14 Ağustosta Türk donanmasını islah etmek üzre Türkiyede bulunan Amiral Limpus komutasındaki İngiliz askeri heyeti ilişkiyi keserek Türkiyeden ayrılır.Bu hain gurubu gemi kazanlarını ve top nişangahlarını sabote etmişlerdir ayrılırken.İngilterede kalan denizcilerimiz bir vapurla İrlandayı dolaşarak yurda dönebilmişlerdir.
4 Ağustos 1914 günü İngilizlerin savaşa dahil olmasıyla beraber İngiliz donanması Akdenizde ileri harekata başlar.İki Alman zırhlısı ,o meşhur zırhlılar Goben ve Breslau Yavuz ve Midilli adlarını alacakları yeni vatanlarına doğru kaçarlar.
3 Ağustosta Seferberlik ilan edip Boğazları kapatmış Osmanlı için bu gemiler el konulanların yerine büyük bir hediye bir mucize gibidir adeta.Gemilerin gelişini Enver Paşa arkadaşlarına şöyle duyurur.’’Müjde,iki tane çocuğumuz oldu.’’
Viyanada ‘’Belgrad için savaş’’,Almanyada ‘’Avrupa Töton şovalyelerinin hakimiyeti altına girene kadar savaş’’ ve Rusya da St.Petersburg da ‘’İstanbul için savaş’’ olarak algılan ve sloganlaşan hesaplar hiç te çarşıya uymayacak tı.
Ne yapılabilirdi? Bu soru gerçekten enteresan rahat koltuklarda içeceğimizi yuvarlayıp maç yorumcusu gibi yorumlamak uzun uzun mümkün ancak devrin ateş çemberi şartlarını düşünüp kişilerle empati kurmaya çalıştığınızda iş biraz karmaşıklaşıyor.
2 Ağustos 1914 tarihinde Sadrazam Said Halim Paşanın Yalısında Sadrazam dışında sadece Enver ,Talat ve Halil Paşaların gizli bir Anlaşma Almanya ile imzalanır.Rusyanın üçlü ittifaka saldırması halinde Türkiyenin de savaşa gireceği hükmünü içeren anlaşma imzalanmadan bir önce Rus-Alman savaşı zaten başlamıştı.Çaresizlik içinde olunduğu bir gerçektir.Ancak Almanya ile daha sıkı pazarlıklar yapılarak Orduların teçhizat donanımları yenilebilir,tarafsızlık ilanıyla Boğazları bloke edip merkez ittifaka bu şekildede faydalı olunup zaman kazanılabilirmiydi?Daha iyi yapılmış hazırlıklarla savaşa girmek olasımıydı.Marn da yenilen Almanlar Tanenbergde Rusları durdurmuş batıda Müttefikleri durdurmuşlardı.Bu da aslında işler dengelendiği için arzu edilen zamanı Türkiyeye tanıyabilirdi.Ama savaşa bir kere dahil olduktan sonra manevra ve görüş alanı daraldıkça daraldı.Geri dönülmez yola girilmişti.
 
 
Enver Paşa ve Savaşı Başlatan Suikast Okulunu ikincilikle bitiren ,arkadaşları arasında içe dönük diye tarif edilen Kurmay Yüzbaşı Enver Balkanlara atanır.Teorik çalışmalar yerine dağlarda eşkıya ve komitacı kovalayan Enver Bey İttihat ve Terakki içinde önde gelen eylemcilerden biri olur.Haziran 1908 de ‘’Özgürlük’’ parolasıyla birliğiyle beraber dağa çıkar.Örgütü tarafından Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Rumeli Şefi ilan edilir.Üzerine gönderilen kuvvetleri bertaraf etmesiyle beraber çaresiz kalan Yıldız Sarayı 23 Temmuz 1908 de II.Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalır.Hürriyet karhamı olarak ünü ülke sınırlarını aşmıştır artık,portresi kartpostalları süslemesine rağmen 1913 ocak ayına kadar Cemiyetin merkez üyesi olmanın dışında siyasetle çok ta içli dışlı olmaz.
1909 yılında Berline askeri ataşe olarak atanması gelecekteki fikir ve eylemleri için dönüm noktası niteliğindedir.Avrupada ülkesine hürriyeti getiren adam olarak ünü Enver isminin dahi önüne geçmiştir.Silah anlaşması için 1910 da İngiltereye gittiğinde İngiliz gazeteleri onu Türk Garibaldisi (İtalyan Ulusal Kahramanı) diye ön sayfalardan tanıtmışlardı.Almanlar onun cesur eylemci kişiliğiyle ilgiliydiler.Ulusal birliğini tamamlamış Almanya artık global ölçekli hedefler üzerine politik hesaplar yapmaktaydı.İngiliz hakimiyet alanlarındaki Müslüman toplulukları kaznmak adına Enver Beyi kazanmak onlar adına çok önemliydi.Bu uğurda kadın bile kullanmayı denediler.Ancak Enver’in o taraklarda bezi olmadığı gibi 13 yaşındaki Naciye sultanla Nişanlanması onu Halife Damadı yapmıştı.
Ancak Almanlar oryantalist yazar E. Jaeckh kanalıyla onla bağlantı kurdular.İslamın kurtarılması ile ilgili projeler konusunda bu yazarın Enver Paşayı oldukça etkilediği tarihsel bir gerçektir.Enver paşa yakın çevresine bile açıklamadığı fikirlerini E. Jaeckh ve çevresine mektuplarla yansıttı.1911 Libya İtalyanlarla savaşta Cephe komutanlığı sırasında ki ataklığı gözükaralığı Almanlar için kazanılması gereken değer olarak onu vazgeçilmez kılmıştı.
Balkan savaşlarında Trakyada görev alır.23 Ocak 1913 te arkadaşlarıyla gerçekleştirdiği babı ali baskınıyla harbiye nazırını öldürmüş Sadrazam kamil Paşayı silah zoruyla istifa ettirip yerine Mahmut Şevket paşayı geçirtmişlerdi.22 Temmuz 1913 te cesur bir hareketle Edirnenin Bulgarlardan geri alınması Enver Paşanın ününü büsbütün arttırır.Mahmut Şevket paşa muhalefet tarafından suikaste kurban gittikten sonra Enver İttihat ve terakkinin en önemli kişisi konumuna yükselir.Rütbesi Mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseltilmiş olan Enver Paşa Ocak 1914 te Harbiye nazırlığı ve Genelkurmay başkanlığı makamlarına gelir.Bunda damatlığının ne derece etkiliği olduğu tartışma konusudur.Ülkenin İttihat ve Terakkinin asker kanadı tarafından bu dönemde yönetilme sürecinde tek yetkili ağız oydu.
Avrupa da ise Almanyanın müttefiki Avusturya 93 harbinden sonra iyi yönetilmediği gerekçeyisle Bosna Herseki yönetmeye soyunmuş ,II.meşrutiyetin ilanından sonraki karışıklıktan istifade burayı ilhak etmişti.Bu yıllarda Bosna Hersekin iki milyon civarında olan nüfusunun %30 nu Türkler ve Boşnaklar %25 ini Katolik Hırvatlar %40 ınüzerinde bir rakamı da Ortodoks Sırplar oluşturuyordu.Müslüman ahali Rus destekli Ortodoks kilisesinin yaptığı düşman propagandadan fırsat doğarsada yapacakları kıyımdan korkuyor ve Avusturya idaresini destekliyordu.Hırvatlarında Avusturya idaresinden şikayetçi olduğu söylenemez ancak Ortodoks Sırplar 1878 de Osmanlıdan bağımsızlığını elde eden Sırbistanla birleşme amacı gütmekteydiler.
Sırbistan kurulduğu günden itibaren yayılmacı politika üzerine siyasetini inşa etmiştir.Bu politikayı halka mal etmek üzre Ulusal Savunma Birliği (Narodni Odbranye) adlı dernek kurulmuştu.Dernek sınırlar dışındaki terör faaliyetlerini yürütmek üzerede Kara El terör örgütüne de paravanlık yapıyordu.Sırp Genelkurmayı istihbarat başkanı Albay Dragutin Dimitriyeviç (Kod adı Apis) tarafından kurulan Kara El örgütü Türkleri Makedonyadan Avusturyayı ise Bosnadan kovarak Balkanlarda Sırp egemenliğini tesis etmek amacı güdüyordu.Balkan savaşları sonucu Osmanlı Makedonyayı terk edince Apisin kara el örgütüne burada gerek kalmadı ,ilgilerini Bosna ya yönlendirdiler.Avusturya Macaristan Veliahdı Franz Ferdinand’a karşı düzenlenen suikastte bu amaca yönelik tertiplenmiş bir eylemdir.Bizzat Apisin seçtiği 19 yaşlarında ki Gavrilo Prinstip ve 4 arkadaşı bu suikast için sırbistanda eğitilmiş Bosnalı Sırplardı.Hatta akli dengesi bozuk bir Müslüman olan Mehmet Mehmetbasiç adlı kişiyide kullanmak üzere aralarına katmışlardı.(Bu Müslüman Bosnanın Avusturya Genel valisi General Potierek’e saldırı girişiminde paniklemiş ve kaçmıştır.)
Suikast için 28 Haziranın seçilmesi bir tesadüf değildi.Ortodoks takvimine göre bu gün Aziz Vitus yada Sırpça adıyla Vidov Dandır. 28 Haziran 1389 Kosova da Osmanlı orduları önünde uğranan hezimetin adına bu gün günümüzdede yas günüdür.Sultan Murat Han o gün harp meydanın da Miloş Obiliç adında bir Sırp tarafından hançerlenerek şehit edilmişti.525 yıl sonra gene taçlı bir başın Sırplar tarafından 28 haziranda düşürülmesi anlamlı olacaktı.Veliaht prens önce Çabrinoviç adlı kişinin bombalı saldırısından kurtulur,yol güzergahı değiştirilir ancak arabalar yanlış saptıkları yoldan geri gelmeye çalışırlarken uygun pozisyonda bekleyen Gavrilo Prinstipin önüne gelirler,iki el ateş eder biri Prens Ferdinandı boğazından vururken diğer mermi karısı Kontesi karnından vurur.İkiside ölmüştür.Gavrilo yakalanır artık fitil ateşlenmiştir.
Avusturya Sırbistana hakkını bildirecektir,ültümatom verilir ve bunu seferberlik ilanı izler.Ancak Büyük ağabey Rusyada küçük kardeşi Sırbistanın yanındadır.Bunu Rusyanın seferberlik ilanı izler.Diğer müttefiklerinde seferbelik ilanları yakında savaş ilanına dönüşecektir.
Kazım Bey (Karabekir) suikasti Fransada iken öğrenir.Kendisi o zaman Genelkurmay İstihbarat Şube müdürüdür.Üç ay önce böyle bir senaryo üzerine görüşlerini yazıya dökmüş ve oldukça eleştiri almıştır.Senaryonun gerçeğe dönüştüğünü görmek endişeyisle derhal İstanbula dönüşe geçer.Yegane endişesi Rusların İstanbul boğazına çıkartma hazırlıkları bilindiği üzre bunun gerçekleşmesi ,başarılı olurlarsada Türkiyenin direnme şansı kalmamasıdır.
Gerçektende Rusya bu çıkartmanın hazırlıklarını tamamlamıştır.Boğazları işgal komisyonu 14 Ocak 1914 tarihinde St.Petersburg’da kurulmuş 8 şubatta da resmen faaliyete başlamıştır.Kırım ve Ukraynada bulunan 7. ve 8. Rus kolorduları çıkartma için hazırlanmış deniz nakliye imkanlarıda seferber edilmişti.Türkiye ise buna karşılık İngiltereden iki yeni zırhlı gemi almış orduyu ise Alman uzmanlarla donatmıştı.(Savaş boyunca 20 binin üzerinde Alman Osmanlı ordusunda görev yapmıştır.)Ancak İngiltere parası milletin teveccühü bağışlarla peşinen ödenmiş Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarının teslimini kasıtlı olarak geciktirmiş nihayetinde vermeyerek İngiliz bayrağı altında donanmasına katmıştır.Müsade olursa bu gemilerin hazin hikayesini daha geniş yazacağız.
Ayrıca Alman subayların olağanüstü yetkilerle donatılması orduda huzursuzluk yaratıyordu.Doğuda ise Batılılar Ermeni kartını daha sıkı kullanmaya başlamışlar ,büyük Ermeni kalkışması için hazırlıklarını en üst seviyeye taşımışlardı.
Savaşın yaklaştığı günlerde Osmanlı devlet erkanı da yaklaşan felaketi sezmekle beraber farklı görüşler üzerinde değerlendirmeler yapılıyordu.Özellikle Enver ve Hafız Hakkı Paşalar Alman zaferine yatırım yapmanın zorunluluk olduğu fikrini savunurken diğerleri denizlere hakim ittifak güçlerini Alman ordularının deviremiyeceğinden hareketle batılılar nezdinde ümitsiz girişimlerde bulunuyorlardı.Bahriye Nazırı Cemal Paşa Fransızlarla ,Cavit Bey İngilizlerle görüşüp anlaşma zemini arıyor hatta Talat Bey Kırıma gidip Rus Bakan Sazanoff ile görüşmekten çekinmemiş ancak tek kelimeyle tüm kapılar yüzlerine kapanmıştı.
1913 yılının Haziran ayında, Doğu Anadolu'da büyük bir Ermeni vilayetinin kurulması için teşebbüse geçen Batılılar, burasını 5 yıl süreyle Hıristiyan bir valinin yönetmesini kabul ettirmişlerdi. Ayrıca Hıristiyan ve Müslümanların eşit olarak temsil edileceği bir meclis kurulacaktı. Böylece nüfusun yüzde 85'ini oluşturan Müslümanlar,yabancı devletlerin güdümündeki yüzde 15 azınlığın insafına terkedilecekti. Kaldı ki bu vilayet, bugünkü 28 ili, yani Anadolu'nun üçte birini kapsıyordu. Boğazları işgal komisyonunun işe başladığışubat tarihinde yapılan Osmanlı-Rus Anlaşması ile bölgeye iki Avrupalı 'Genel Vali' atanmıştı. Üstelik ayda 400 altın tutarındaki muhteşem maaşları da Osmanlı devleti tarafından ödenecekti. Bunlardan Norveçli Binbaşı Hoff, Van-Bitlis-Diyarbakır bölgesine,
Hollandalı Westenek ise Trabzon-Erzurum-Sivas bölgesine müfettiş olmuşlardı. Hoff 1914 yazında gelip bir ay kaldı; ama savaş çıkınca, Westenek hiç gelemedi ve ülke bu rezil duruma katlanmaktan kurtuldu.
Ne var ki bu anlaşmalarla Rusya'nın Doğu Anadolu'daki menfaatleri bir anlamda Batılı devletler tarafından da kabul ediliyordu ki, Rusya'nın şoven Dışişleri Bakanı Sazanoff, 26 Mayıs 1914 günü, 'aksi halde' Ermenileri ayaklandırarak doğrudan müdahele edeceklerini
basına açıklamıştı.İşte bu açıklama, işgal komisyonunun çalışmalarını tamamlamasıyla birlikte endişeleri artırmıştı. Aynı Sazanoff ertesi yıl, savaşa girmeleri karşılığında Boğazlar'ın Yunanistan'a verilmesi gibi bir konu gündeme geldiğinde, kıskançlık ve hiddetten titrediğini itiraf etmişti.Bunun yanı sıra 29 Temmuz 1913 ile 9 Nisan 1914 tarihleri arasında Avrupalı devletler tarafından yapılan bir dizi paylaşım anlaşmasıyla Fransızlar Suriye ile Batı Karadeniz bölgesini; İngilizler, Irak ile Ege'yi; İngilizlerle bu konuda anlaşan Almanlar, İskenderun'a kadar olan bölgeyi ve İtalyanlar da Antalya ve Muğla'yı alacak şekilde aralarında anlaşmışlardı.
Kısacası, 1918'de ortaya çıkacak olan durum, daha 1913/14 kışında hazırlanmıştı. Vaziyet vahimdir...